|
Felaketin bir iyiliği varsa, gerçek gerçek dostlarımızı tanıtmasıdır...
|
2005-07-18 Saat 14.05
Sevgili Editörüm Söz –size yemin ederim ki bir daha değiştirip
düzeltme yapmayacağım.
Ali ŞAHİN
"EKİNİZDE YAYIMLANMASINI İSTEDİĞİM YAZIM"
10. Cide Rıfat Ilgaz
Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali’nden İZLENİMLER...
Şair Rıfat Ilgaz’ın: "Martıların
düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları
midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mesçitin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü
havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları..."
dediği kasabada, Cide'deyiz. "Sınıfın ozanıyım
mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü" diye kendini tanıtan "mimli şair ve ünlü
yazarımız" Koca Çınar Rıfat Ilgaz ölümünün 12. yılında, memleketi olan Kastamonu'nun Cide ilçesinde
8-9-10 Temmuz tarihlerinde düzenlenen ''10. Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali'' nde anıldı.
"Cide, eski adı Agillius. Kraliçe Amastrist'in ölümünden sonra Kaytros, Sesamos ve Cramna şehirleri bilinmez
bir nedenle 'yer ile yeksan 'ediliyor. Bu kentlerin köleleri kaçıp kurtuluyor. Şimdiki Cide düzlüğüne yerleşip
Agillius'u kuruyorlar. ( MÖ 3. yy. ) Cide halkının çoğunluğu dışarda, ekmek parası peşinde.
Cide, aynı zamanda Rıfat Ilgaz'ın da kasabası. Ölümünden önce gelip, doğduğu bu kasabaya yerleşti.
Bir süre de burada yaşadı. Romanlar yazdı Cide ve Cideliler üzerine. Şimdi doğduğu ev yıkılmak
üzere , umarız yıkılıp yokolmadan birileri sahip çıkar da unutturmazlar tarihlerini. Cide kocaman
bir sahil şeridiyle başlıyor. Ilgaz ,Uzunkum koymuş adını. Cide 'sarıyazma'sını
da ondan öğrendi Türkiye. Sarıyazma almak isterseniz limandan epey içerdeki şehir merkezinde bulabilirsiniz.
Korunaklı bir limanı var. Karadeniz'de çok az yerde bulunan düzlük arazi üzerine kurulmuş şehir." (http://www.geziturkiye.com) "Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket... Ne iyi etmiş
de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş!.. Her şeyimi yitirdiğim günlerde Cide'nin belleğimin
duvarlarına yansıyan görünümü ile dirilir, yaşama gücümü tazelerdim." der Rıfat Ilgaz da Sarıyazma
adlı romanında...
Sarıyazma Festivali, 8 temmuz cuma günü saat 16.00'da Cideli çocukların başlarına
bağladıkları sarıyazmalar ile Ilgaz'ın doğduğu tarihi evin önünden Belediye Meydanı'na
kadar "Festival Yürüyüşü" ile başladı. Anıta Çelenk koymadan sonra İlk konuşmayı Rıfat
Ilgaz Kültür Merkezi adına Ilgaz'ın ; "Her saltanatın bir sonu var oğlum,/ Buna musalla taşları
şahit!// Son sözümü henüz söylemeden/ İşte geldim, gidiyorum,/ Altımda bir kuru tabut!// Tacım, tahtım
sana emanet!" diyerek "tacını. tahtını emanet ettiği" oğlu, Çınar Yayınları
sahibi Aydın Ilgaz yaparak babasının doğduğu evin müze yapılabilmesi için tüm Cidelileri katkıda
bulunmaya çağırdı. Cide halkının ve kendisinin en önemli isteklerinin Rıfat Ilgaz'ın doğduğu
ve bir süre önce Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan tarihi evin restore edilmesi
olduğunu dile getirerek, "Her bir Cideli bunun için bir tek çivi getirse, bu iş gelecek festivale kadar tamamlanmış
olur. Babamın doğduğu evin bir an önce müze ve kültür merkezi olarak hizmete açılmasını istiyoruz.
Umarım gelecek yıl düzenlenecek festivale yetişir. Eğer gerçekleşirse babamın özel eşyalarını
ve kitaplarını da müzeye bağışlayacağım." dedi. Daha sonra: Babasının memleketi
Cide'ye olan sonsuz bağlılığına dikkat çekerek, ''Babam 7 Temmuz 1993'te İstanbul'da hayatını
kaybetti. O yazdığı son romanı olan Sarı Yazma'da, 'Bir gün öleceğim ve bir festivalle anılacağım'
diyordu. Aramızdan ayrılışının ikinci yılında başladığımız
festival ile bunu gerçekleştirebildik. Bu yıl onuncusu yapılan bu festival ile dilerim ki, bu şirin sahil
kasabası babamın da ömrü boyunca arzuladığı gibi turizme gereken önemi verir ve hak ettiği değeri
görür'' diye konuştu.
Cide Belediye Başkanı Nejdet Demir ise, Rıfat Ilgaz'ın doğduğu
evin müze ve kültür merkezi yapılması şartıyla yaklaşık iki hafta önce Kültür Bakanlığı'ndan
devralındığını belirterek, çalışmalara en kısa zamanda başlanacağının
gelecek yıl düzenlenecek festivale tarihi evin müze ve kültür merkezi olarak hazır hale getirileceğinin müjdesini
verdi. "Ömrünü Cide'nin tanıtımına ve Cidelilerin aydınlanmasına adayan bu değerli hemşerimize
olan borcumuzu ödemek istiyoruz. O güzel insan sayesinde kasabamız dünya tarafından tanındı'' dedi. Başkan
Demir, konuşmasını Ilgaz'ın Cide için yazdığı bir şiirinden alıntı yaparak,
''Anan ne iyi etmiş de seni burda doğurmuş Rıfat Hoca'' sözleriyle tamamladı. Demir'in konuşmasından
sonra Sarıyazma Folklor Ekibi'nin Yöresel oyunlar gösterisi yapıldı. CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'
ın da katıldığı törenin ardından Saat 20.30'da Belediye Sahil Düğün Salonu'nda Recai Yılmaz'ın
sunduğu "Cide Fotoğrafları Gösterisi"; 21.00'de aynı salonda "Ruhi Su Dostlar Korosu"nun beğeniyle
izlenen konseri ile devam etti festival.
9 temmuz Cumartesi günü saat 11.00'de HEM salonunda Çocukların da katılımıyla
"Öykü Oluşturma" (Yaratıcı Drama Teknikleri) programı vardı. Nilay
YILMAZ yönetiminde, Rıfat Ilgaz'ın “Bacaksız Kamyon Sürücüsü” adlı çocuk romanı canlandırıldı.
Çocukların oldukça eğlenceli zamanlar geçirdiği etkinliği aileleri de ilgiyle izlediler. Etkinlik sonrası
çocuklara Rıfat Ilgaz'ın çocuk romanları armağan edildi. 13.30'da "Ses Yarışması"; (Esnaflar
ve Sanatkarlar Odası) ve "Bisiklet Yarışması"; (Rıza Gürsoy); 16.30'da ise Belediye Sahil Düğün
Salonunda yapılması planlanan konferansa Cumhuriyet başyazarı Mustafa BALBAY gel(e)meyince konuklar "Avrupa
Birliği" konusunda "o anda orada bulunan" romancı Burhan GÜNEL ve AKP Kastamonu Milletvekili Musa SIVACIOĞLU'nu
izlemek durumunda kaldılar... Aynı salonda yapılması planlanan saat 18.00'deki "Rıfat Ilgazlı
Yıllar" paneli de gecikmeli olarak 18.30'da başladı. Konuşmacılardan Rıfat Ilgaz'ın yakın
arkadaşı Erol Şadi Erdinç " Rıfat Ilgaz önce hocamız, sonra dostumuz oldu. Yeni Gazete'de Şükran
Kurdakul, Nihat Tunalı ve Rıfat Ilgaz ile birlikte çalıştık. Mizah burjuvazinin küçük insana gülüşüdür.
Rıfat Ilgaz'ın mizahında ise küçük insan burjuvaziye güler. Rıfat Ilgaz'ın mizahı evrenseldir."
dedi. Ilgaz'ın yakın dostlarından Mehmet Saydur ise Rıfat Ilgaz ile tanışmalarını,
Hababam Sınıfı'nda Kel Mahmut olarak yer alan Nihat Dicle ile Rıfat Ilgaz'ı bir araya getirişini
anlattı. Ali NAZLI da Ilgaz'ın edebiyatımızdaki yeri ve şiirindeki
mizah üzerine konuştu: Nazım Hikmet’in “Türk Köylüsü”
; Ilgaz’ın “Alişim” “İşte Böyle Azizim” ve “Öğünsek mi?”
şiirleriyle konuşmasını renklendiren Ali Nazlı, Rıfat
Ilgaz Şiirini şöyle değerlendirdi “O'nu diğer ozanlardan ayıran mizah öğesidir. Bu öğelerle
şiirine kattığı tattır, bu tat ile toplumcu-gerçekçi çizgide ilerlerken izleyici değil, kendine
özgü bir çığır açmış olur ki, bu "Ilgaz Şiiri"dir. Şiirde kullandığı mizah
bir başka temel taştır ki, bugüne değin kullanma cesaretini başka ozanlar gösterememiştir. Bunları
kullanan ozanlar ya Nasrettin Hoca fıkralarında ya da fabllarda kullanmışlardır. Divan edebiyatı
"Harname"si bir örnek gibi görünse de toplumsal değildir: Hepinizin bildiği "Bir eşek var idi zaif-i nizar/
Yük elinden kat'i şikeste vü zar..." diye başlar. Halk edebiyatında buna benzer taşlamalar, incelikle
toplumcu gerçekçiliğin ötesindedir: "Manda yuva yapmış söğüt dalına/ Yavrusunu sinek kapmış
gördün mü?" cinsinden ya da "Aslı yok yaylasındaki koyunlar"ı anlatır.
"Merhamet" şiirini
hepiniz bilirsiniz. "Merhamet" şiirindeki şu dizelere bir daha bakalım: "Rızkımızdan para çaldılar,
/Hoş gördük/ Gün oldu/ Nar gibi kızarmış ekmekleri/ Bekleyen tezgahtarı bile kıskandık/
Nar mı yetiştirmedik kavak ağaçlarında/ Hem de kafamız kadar..."
Burada anlatılan mizahın
inceliği, aymazlıklarımızın üstüne bir bir kova su gibi dökülür sanki. Bizi çileden çıkaracak
keskinlikte değildir; isyanımız göğe yükselmez de dudaklarımızda bir tebessümle, başımızla
onaylatıp doğru dedirten cinstendir. Rıfat Ilgaz, insanı çaresiz, sübabı kapatılmış
buhar kazanı gibi patlatmak için zora koşmaz, zıtlıkları mizah sosu ile pişirip önümüze sürüşü
tadı doyumsuzdur. "Rızkımızdan para kazandılar, hoş gördük..." Burada kullanılan karşıtlık-
çelişki- toplumun aynasıdır. Bugün aynı "rızık" elimizden alınıyor, sesimiz çıkmıyor;
kim bunun tersini söyleyebilir? Kim boş konuşup laf ola, beri gele cinsinden öldürdüğümüz zamanların da
yaşamımızdan ne kadarını aldığını bilebilir? "Nar mı yetiştirmedik
kavak ağaçlarında/ Hem de kafamız kadar..." Boşa giden zamanları, disipline edilemeyen yaşamları
bundan daha güzel karikatürize edebilir mi? Burada size bir de Abdülbaki Gölpınarlı'nın bir eleştirisini
okumak istiyorum.: "Halkın diliyle konuşan, halkın nüktelerini duyuran, bize her şiirinde en acı
şeylere karşı bile dudaklarında derin ve manalı gülümsemeyle görünen Rıfat Ilgaz’dan çok
şeyler bekliyoruz." demektedir. Beklentiler boşa çıkmayacak, fazlasıyla ürün verecektir.
Şiirdeki
tadın gülümseme öğesiyle geldiğini ama bunun acı gülümseme olduğunun altını çizer. Belki
Rıfat Ilgaz sanatının temeli bu gülümsemeyle ilgili. Belki değil mutlaka gülümsemeyle ilgili... Bu sanatın,
bu şiir anlayışının kristalize edilmiş özsuyu sanatına değişik çeşniyi veren
öğe içine katılan mizahtan geliyor. "İşte Böyle Azizim" şiirine bir bakalım, çünkü burada kendisi
anlatılmaktadır: ”Seninle sanatoryumda tanışmıştık/ O günler bir türlü unutulmuyor/
Ne tatlı sigara içerdik/ Biliyor musun hemşirelerden saklı./ Sonra bir yolculuktan bahseder gibi/ Uzun uzun
ölümden konuşurduk./ Gelmediği için ödeneğin/ O günlerde az kaldı taburcu edeceklerdi seni./ Sonra da
para bulmuştun yatmaya,/ Lakin zaman bulamadın/ Bir gün çıkarsın diye adresini almıştım./
Hani vaktinde gitmedin değil/ Kötüleşti dünyanın hali,/ En güzeli işin peşinde/ Çoluk çocuk bırakmadın/
Kış geliyor karakış,/ Ne soba var, ne bir dirhem odun./ İşleri sorsan eskisinden sıkı./
Ve aldığımız para malum/ Yaşamak zor azizim,/ Sağ olsaydın eğer,/ Nasıl bulacaktın
her gün/ Sütü, taze yumurtayı, pirzolayı?/ Çok şükür bunlara kalmadı ihtiyacın./ Biz hala öğrenemedik
senin kadar/ Etsiz, ekmeksiz ,parasız,pulsuz yaşamayı.”
Ölen
dostu ile yapılan yarenlikte yaptıkları, konuştukları, "Sonra bir yolculuktan bahseder gibi uzun
uzun ölümden konuşurduk" Ölümle yolculuk arasında bir ilinti olduğu gerçeğinden yola çıkar ozan.
Uzun uzun ölümden konuşma bir kabulleniş gibi görünmektedir. Her iki dizedeki ölümle yolculuğun bu denli içli
dışlı oluşuna ozan kahırla bakmıyor. Uzun uzun ikilemiyle mizahi bir boyut katıyor. Ancak
yola çıkacak bir yolcu,bir dost için söylenebilecek kabilden sözlere benziyor bu benzetişin ortaya koyduğu
tatlı gülümseme. İçimizi burkarak anlatır Ilgaz. Evlenmeyişin, çoluk çocuğun olmayışı
için "en güzeli işin" diyerek onlar kış gereksinmelerini nasıl temin ederlerdi? Diye alaylı bir bakışı
vardır. "Parasız pulsuz yaşamayı biz hala öğrenemedik" mizahi çok hoş bir deyişle, yani
azizim diyor, yukardaki gereksinmeleri de göğüslemek pek kolay değil, tıpkı bir dostla sohbet eder gibi.
Bu sanat yalın, toplumsal gerçekçiliğin buruk mizah tadıyla bizi uyandıran, kendimize getiren Ilgaz sanatıdır.
Bitirdiğimiz her şiirden sonra kendimizi ıssız denizlerde çaresiz, kör kuyularda yalnız, çıkmaz
sokaklarda kılavuzsuz hissetmeyiz, aksine içimizdeki umut mum ışığıyla doymuş olarak tekrar
tekrar okumak isteriz. Karadeniz insanının kendisiyle dalga geçen yaratıcı mizah kendiri Rıfat Ilgaz’ın
yapıtlarında boy atıp beğenimize sunulmuştur. Bu, Cide yöresinin sarı yazma kültürüyle yoğrulmuş,
doruk noktalara ulaşmış özgün bir sanattır. Mizah soslu, toplumsal gerçekçi, yalın anlatımlı,
herkesimin anlayacağı bir sanat, Rıfat Ilgaz sanatı. Sizi, O'nun en beğendiğim bir şiiriyle
sözlerimi bitirerek selamlamak istiyorum: ”ÖĞÜNSEK Mİ?/ Kerem de girdi sıraya/ Boğaziçi'nde
bir lisede yatılı.../ Otuz yıl önce/ Yatıp kalkma zorluğundan/ Bu okulda okumuştu/ Torunumun
babası da// Biz hep böyle torun torba/ HABABAM SINIF'larında yetiştik/ Biraz başarı, biraz beceri,/
Kitabıma el basarım ki, doğru!// Gördükçe boy boy geriden gelenleri/ Seviniyoruz tükenmediğimize,/ Biraz
da öğünüyoruz!// Geriden gelmeleri güzel de,/ İçime bir kuşku düşüyor ne de olsa,/ Böyle bizim gibi, diyorum,/
Bizim gibi onlar da,/ Ya bir gün göçüp giderlerse,/ Böyle gözleri açık/ Bizim gibi...”
20.30'da Cide Stadı'ndaki
havai fişek gösterileri eşliğinde Songül KARLI ve Barış AKARSU konseri ile 2. gün programı sona
erdi. Barış Akarsu, sahneden ayrılırken bir de söz verdi: "Merhum Rıfat hocamızın
yaşadığı evi gördüm, çok üzüldüm. Restorasyonun yapılacağını söylediler. Restorasyon
sırasında benim de bir katkım olacaksa, seve seve elimden geleni yapmaya hazırım" dedi. Festival 10 temmuz pazar günü saat 11.00 Recai YILMAZ rehberliğinde yapılan "Cide ve Çevreyi
Tanıma Gezileri" ile kapandı.
12 yıldır olduğu
gibi yine Rıfat Ilgaz’ın evi gündemdeki yerini koruyordu, artık beklemeye ye tahammülü yok pek ; göçmek
üzere... Vaatler dönemini bitirip icraata geçmeli ilgililer, etkili ve yetkililer... Yöresel yanı yanında ölüm yıldönümünde
usta şairin anılıp yaşatıldığı bir festival konumunda Cide Rıfat Ilgaz... Festivali.
Yemyeşil dağlar arasında deniz, kum, güneş, yeşille-mavinin cümbüşünü arayanlar Rıfaz Ilgaz
“soslu” Sarı Yazma diyarına buyursun; O’nlar her
yıl Temmuz başı Ora’dalar...
Ali ŞAHİN Em. Edebiyat Öğretmeni
Sinema tarihinin en pahalı filmi geliyor
Spielberg son filmi "Dünyalar
Savaşı"nı 7 ay gibi kısa bir sürede ve 180 milyon dolarlık rekor bütçeyle çekti. Ünlü yönetmen bu
kez uzaylıları dost değil, düşman gösteriyor. Hasılat beklentisi ise 1 .8 milyar dolar
Hollywood'un dahi çocuğu Steven Spielberg'in son filmi "(War Of The Worlds) Dünyalar Savaşı"
ABD ve Avrupa'yla aynı anda, cuma günü ülkemizde de gösterime giriyor. Ünlü yönetmenin "ET" ve "Üçüncü Türle Yakınlaşma"
filmlerinde bizden biri, bir dost olarak karşımıza çıkan uzaylılar bu kez barbar ve istilacı.
Ünlü İngiliz bilimkurgu yazarı H.G Wells'in 1878 tarihli romanının modern versiyonu olan filmde, kendi
halinde yaşayan dünyalılar, Marslıların ani saldırısına uğruyor. Gezegenimize "akıncı"
olarak gelip silahlarını yerin altına gömen "içimizdeki Marslılar" da bu saldırısı sırasında
gün yüzüne çıkıyor. Sonrası ise seyircilere nefes aldırmayan bir korku ve aksiyon ziyafeti. Wells'in romanı,
1950'lerde radyo tiyatrosuna uyarlanmış, uzaylı korkusu epey sansasyon yaratmıştı. 11 Eylül sahnesi Yaklaşık 180 milyon dolara mal olan filmde Tom Cruise, ailesini
kaostan korumaya çalışan bir babayı oynuyor. Tüm dünyada 1.8 milyar dolar hasılat bekleyen filmin belki
de en görkemli sahnesi, 11 Eylül saldırılarından sonraki New York sokaklarını andırıyor.
Cruise, saldırıdan sonra döndüğü evini yıkıntılar içinde, tozla kaplı buluyor. "Dünya Ticaret
Merkezi'nde yaşananları aklımdan çıkaramıyorum" diyen Spielberg, bu sahneyi çekerken 11 Eylül'den
esinlendiğini itiraf ediyor: "Bazı korkuların ve acıların altında politika olabilir. Ama amacım
politik bir film yapmak değildi. Tek istediğim filmi herkesin kendi bakış açısıyla izlemesi."
"Neden dünyayı Amerikalılar kurtarıyor" sorusunun yanıtını ise "insanlar felaketi Tom'un karakterinin
gözlerinden görüyor. Ancak tüm dünyanın tehlikede olduğu bence gayet açık anlaşılıyor" sözleriyle
veriyor.
| Filmin Konusu |
. Portresini Tom Cruise’un çizdiği Ray Ferrier, eşinden
yeni boşanmış liman işçisidir. Eski karısından (Miranda Otto) olan iki çocuğuyla iletişimi
iyi olmadığı için mükemmel bir baba olduğu söylenemez. Eski karısının yeni eşiyle
birlikte kısa bir tatile gitmesi üzerine oğlu Robbie (Justin Chatwin) ve küçük kızı Rachel’i (Dakota
Fanning) hafta sonu için yanına almak zorunda kalır.
İki çocuğuyla beraber hafta sonunu geçirirken
gökyüzü aniden kararır ve şimşekler eşliğinde çok şiddetli bir fırtına patlak verir.
Gökyüzünde tuhaf şeyler olmaktadır. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra evinin yakınındaki kavşakta
sıradışı bir olaya tanık olur. Toprağın aniden yarılmasıyla yeryüzünün derinliklerinden
üç bacaklı çok büyük bir savaş makinesi ortaya çıkar ve görünürdeki herşeyi yakıp yıkmaya başlar.
Bu olay, uzaylıların dünyamıza saldırısının ilk hamlesidir. O andan itibaren herhangi
bir gün gibi görünen günün akışı değişmiş ve bu sıradan insanlar hayatlarının
en olağanüstü anlarını yaşamaya başlamıştır.
Ray hemen harekete geçerek çocuklarını
toparlar. Acımasız düşmanın gazabından kurtulmak için o bölgeden bir an önce kaçmaktan başka
çareleri yoktur. Uzaylı istilacıların elinden kurtulmaya çalışan binlerce insanla beraber çıktığı
bu amansız yolculukta vahşi doğa koşullarıyla mücadele ederken tek isteği iki çocuğunun
hayatını kurtarabilmektir.
Ancak nereye kaçarlarsa kaçsınlar tam bir güvenlik yoktur. Sevdiklerini
kurtarabilmesi için Ray’in elindeki tek gücü iradesidir.
Can GÜVENÇ -İstanbul |
Gününüz Aydın Olsun
Güneşin o ilk doğuş
anına en son ne zaman tanık oldun insanoğlu? Taptaze ışıklarının tüm vücuduna yayılmasını
ne zaman izledin kendinde? Bir sonbahar sabahı o ılıklığı ne zaman hissettin yüreğinde?
Bizler aslında bize her günün bir lütuf olduğunu anlamayacak kadar duyarsız bir şekilde geçip
gidiyoruz bu hayattan. Hanginiz sabah gözünü açtığında şunu dünyaya tekrarlıyor: "Bugün özel bir
gün çünkü ben bugün de yaşıyorum. Gözlerim açık, ilk nefesimi bilinçli bir şekilde çektim içime. Bu bir
ayrıcalık! Bugün özel bir gün, evet, bugün bana bir gün daha yaşama şansı verildi..."
İnsan
yaşamında ne sorunlar var ama biz o kazağı alamadık diye bütün günü o güzelim ruhumuza ve bedenimize
azap çektirmekle geçiriyoruz veya sevgilimiz sevgimizin yüceliğini anlamadı diye kahroluyoruz veya sular kesildi
diye, hava soğudu diye bütün gün kendimize ve sevdiklerimize surat asıyoruz.
Bir de şöyle düşünelim:
Siz başlı başına bir yaşamsınız ve hayatta telâfi edilemeyecek tek şey ölümdür. Sular
elbette gelecektir. Soğuk hava için biraz daha sıkı giyinebiliriz. Sevgiliniz sizi anlamıyorsa aslında
sevdanıza layık olmadığını pekalâ algılayabilirsin...
Peki, bu hayata ne zaman gülümseyeceksin?
Ne zaman kendin için bir şeyler yapacaksın? En sevdiğin çiçeği neden hâlâ başkalarından bekliyorsun?
Bugün kendine niye o çiçeği almıyorsun? Neden miskinliğinden bir sabah ödün verip de doğanın uyanışına
kendini şahit etmiyorsun? Unutma ki bu hayatı güzelleştirecek olan da, çekilmez hale getirecek olan da sensin.
Sakın başkalarını suçlama...
Haydi artık her sabah yüreğine kocaman gülümsemelerle dolu
bir nefes çek ve bütün gün verdiğin her nefesin içine bu gülümsemelerden katarak etrafındaki tüm canlı varlıkları
varlığından haberdar et.
Hayata öylesine gelme ve de öylesine gitme. Unutma ki bir ağacın
gövdesine sarıldığında onun kalp atışlarını duyabilecek kadar duyarlı yaşamak
senin elinde.
Her ne olursa olsun, tanı veya tanıma ama günaydınını ve gülümsemeni hiçbir
canlıdan eksik etme.
Unutma sen bu dünyada başlı başına bir yaşamsın ve bu yüzden
bile varlığın çok özel.
Evet insanoğlu, bugün YAŞAMAYA VAR MISIN?
Ayten
BİNGÖL Melek Üner İlköğretim Okulu
HANGİSİNİ BESLERSENİZ
O KAZANIR...
Yaşlı Kızılderili Reisi kulübesinin önünde torunuyla
oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı.
Köpeklerden
biri beyaz, biri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde
boğuşup duruyorlardı.
Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı,
iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli görünürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin
illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine.
Yaşlı
reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
"Onlar," dedi, "benim için iki
simgedir evlat."
"Neyin simgesi?" diye sordu çocuk.
"İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün
köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm.
Onun için yanımda tutarım onları."
Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı
diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
"Peki, sence hangisi kazanır
bu mücadeleyi?"
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:
"Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha
iyi beslersem!"
Ayten BİNGÖL
M.Ünerİlköğretim Okulu
Yıllar çok şey öğretir insana
Şu sıralar e-mail aracılığıyla sanal
ortamda dolaşan bu yazı, hayatın içinde nasıl da öğrenerek büyüdüğümüzün en güzel kanıtlarından
biri... Herkes kendi yaşına göre neleri öğrendiğine karar versin!.
*
YAŞ 5: Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim. * YAŞ 7: Meşrubat içerken gülersem
içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim. * YAŞ 12: Bir şeyin değerini
anlamanın en iyi yolunun ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim. * YAŞ
13: Annemle babamın elele tutuşmalarının beni daima mutlu ettiğini öğrendim. * YAŞ 15: Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını
öğrendim. * YAŞ 18: İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık
ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim. * YAŞ 24: Aşkın kalbimi
kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim. * YAŞ 33:
Bir arkadaşı kaybetmenin en kısa yolunun, ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim. * YAŞ 36: Başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim kendi hakkımda
ne düşündüğümün önemli olduğunu öğrendim. * YAŞ 38: Eşimin
beni hâlâ sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim. * YAŞ 41: Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini
öğrendim. * YAŞ 44: Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu
öğrendim. * YAŞ 46: Yalnızca minik bir kart göndererek bile birini mutlu edebileceğimi
öğrendim. * YAŞ 49: Bir işi daha iyi yapmaya çalıştığımda,
yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim. * YAŞ 50: Sevgi,
evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim. *
YAŞ 53: İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim. * YAŞ 55: Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini
öğrendim. * YAŞ 64: Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime sürmeden
başkasına veremeyeceğimi öğrendim. * YAŞ 70: İyi kalpli ve
sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim. * YAŞ
82: Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına baş ağrısı olmamam gerektiğini
öğrendim. * YAŞ 90: Kiminle evleneceğimizin, hayatta verilen en önemli karar
olduğunu öğrendim. * YAŞ 95: Öğrenmem gereken daha çok şey olduğunu
öğrendim.
PAYLAŞIN, IŞIK SAÇIN!
Hayatın koşuşturması içinde bazen kendimizi öyle kaybederiz ki, sevginin ne olduğunu
bile unuturuz! İşte sizlere sevginin gücünü hatırlatan
ve paylaşımın gücünü gösteren bir öykü....
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine; " Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında
ne fark vardır?" diye... "Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları
çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak
çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
AÇ KALKMIŞLAR "Bu kaşıkların
ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine, "Şimdi..." demiş
ermiş, "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe..." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi
ile gülümseyen, ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince her biri uzun
boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak
içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar
sofradan. "İşte" demiş ermiş, "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı
düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.
Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman.."
Ayten BİNGÖL
M.Üner İlköğretim Okulu
GALATASARAY NASIL KURTULUR
Yıl boyunca parasizliktan sikayet eden Galatasaray > yonetimi transfer sezonuna hizli girdi.Iste
> Galatasaray'in transfer bombalari... > > - Ozhan Canaydin Galatasaray'in
maddi acidan zorda > olmadigini acikladi. "Taraftarlarimiz rahat > uyusunlar...Uyuuu uyuuu
uyuuu...Transfer icin gerekli > para bizde fazlasiyla var. Yeni bir matbaa daha > kuruyoruz..
Seneye kimi istersek satin alabiliriz" > dedi. > > - Yeni teknik direktor
Geretz Belcikadan kara trenle > yola cikti. Gerets'in bir hafta icinde Turkiye'de > olacagini
soyleyen ikinci baskan "Ucaga paramiz > cikismadi, ama birinci sinif kompartiman bileti aldik" >
dedi. > > - Ozhan Canaydin Brezilyali Yumunba ile 50 bin dolara > uc yillik
sozlesme imzaladi. Baskan "Yumunba'nin bu > kadar ucuza mal olacagini ruyamda gorsem inanmazdim" >
derken Brezilyali balikci Yumunba "en kisa zamanda > balikciligi birakip futbol ogrenecegini" acikladi. >
> - Galatasaray'in ucunculuk primi aciklandi. Takimi > ucuncu yapan futbolcular kulube 100
er bin dolar bagis > yapacaklar. > > - Galatasarayli olup ta maca gelmeyen
seyirciye onlem > aliniyor. Yil boyunca bos tribunlere oynayan > Galatasaray yonetimi bundan
boyle masclarda yoklama > yapacak. Uc kere maca gelmeyen Gassaraylinin, > Fenerbahce kulubune
kaydi yapilacak. > > - Mondragon kendine takim ariyor. Yonetim ise > eldivenlerin
pesinde. "O eldivenlere cok para verdik > eldivenlerini biraksin ole gitsin" dedi. > >
- Canakkale Dardanelsporda forma giyen Batur > Galatasaray ile anlasti. Baturun babasina 100 >
milyonluk vergi iadesi fisi veren yonetim "cok karli > bir is yaptik alan razi satan razi" dedi >
> - Galatasaray kamp icin yer bakiyor. Haymana ovasinda > kamp yeri arayan yonetim sonunda
Kamil Koc yol kenari > dinlenme tesislerinde karar kildi. Yoneticiler yurt > disi kampinin
gereksiz oldugunu soylerken "Caylar > sirketten" anonsuyla antreman sahasi bayram yerine >
dondu. > > - Giderken Galatasaray'a cay kahve borcu takan Hagi > yuzunden
olusan zarar, gene Haginin sayesinde > kapatildi. Haftaya Hagi'nin cep telefonu satisa > sunuluyor.
Hani o meshur calinan telefonu (Ustelik 240 > kontorlu) > > - Uefa kupasini
eritip akbil yaparken yakalanan > Galatasaray yoneticisi gorevden alindi. Yonetici ise > "Buna
mecburdum yoksa transfer gorusmesi yapacak adam > bulamiyordum artik" diye kendini savundu. >
> - Galatasary Arif ve Hakan'i elden cikartmiyor. Bu iki > futbolcudan daha uzun sure yararlanacaklarini
dusunen > yoneticiler hizli kosan bu iki futbolcuyu Kapkac > islerinde kullanacaklarini acikladilar.
> > - Sakatlanan Concesao'nun meniskus tedavisi icin > Devletten yesil kart
talep eden Galatasaray'a olumlu > cevap verildi. Concesao'nun tedavisine Eflani devlet > hastanesinde
devam edilecek
My Address
My E-Mail Address
|